El yazısı hakkında son günlerde sosyal medyada ve internet haber sitelerinde bol bol yazılar ve çocukların yazdığınız yazılardan örnekler sergilenmekte. 31 yıl 3 ay eğitimciliğim sonunda bende edindiğim gözlem ve tecrübelerimi bu yazıda değerlendirmek istedim. El yazısı yazma konusunda önce şahsımın yaşadıklarını, sonra öğrencilerin yaşadıklarını anlatıp sonuca nasıl varılacağı hususunda belki yeni bir düşünce boyutu aralarım diye düşünmekteyim.

İlkokula başladığımda henüz 66 programı dediğimiz programa geçilmemiş bir anda kendimi duvarda asılı hece tablosu önünde buldum. Yazma konusu hakkında ise daha bir şey anlamasak da bakarak kopyalamayı öğrendik. Harfin yazılış kuralını dahi vermeden öğretmenin isteği doğrultusunda bir an önce okumaya geçme telaşını yaşadık. Derken program değişmiş bu fiş denildi ve duvarda iplere asılı fişleri gördük. Yine kopyala yaz taktiği ile öğrenmeye çalıştık. Ha bir taraftan da birleştirilmiş sınıf 1. ve 2. Sınıflar birlikteydik.

Bir çocuk olarak tek amaç güzel yazıp öğretmenden aferin almak çabasını sergiliyorduk. Birinci sınıfta okuduk ama çat pat. Asıl okumayı ikinci sınıfta perçinledik desem daha doğru olur. Yazma konusu ise en güzel şekilde kopyalama ile normal karakterde yazı yazıyorduk. Okuma konusunda uzun yıllar fiş yönteminin doğru bir yöntem olduğu, gözün bir bütün olarak gördüğü vs. vs. leri savunuldu. 

Önce ‘Eğitim Enstitüsü,’ derken isim değişikliği ile ‘Eğitim Yüksek Okulu’ eğitimlerimizde cümle yöntemi bizlere sanki kutsalmış gibi empoze edildi. Biz öğretmen adaylarına çocukların okumaya Mart – Nisan aylarında geçeceğine dair perçinlemeler yapıldı hep.

1983 yılında Güneydoğu illerimizin birinde göreve başladım. Köyün okulunu ilk ben açtım. Yeni yapılmış betonarme bir bina elektrik, su yok, okulda sıra yok, hiçbir şey yok. Çocuklar dil bilmiyor. Köyde ilkokul mezunu yok.

Not defterime çocukların kayıtlarını yaptım. 25 hane 46 öğrenci. Bir evden 3 öğrenci şeklinde kayıtlarım oldu. Üstelik o yıl 6 yaş uygulaması da yapıldı. Verilen emir doğrultusunda 6 yaş ile 12 yaş arasındaki tüm çocukları kaydettim. Kayıt işlemlerim bittikten sonra muhtar ve köylülerden bir grupla yola koyulduk. 4,5 saat yürümekle bir taşıta binebileceğimiz bir asfalt yola ulaştık. İlçe köye 45 km. İlçeye varınca İlçe Milli Eğitim Müdürüne kayıtları yaptığımı ancak okulda ne sıra, ne de başka bir eşyamızın olmadığını anlattım. Bana 15 sıra, bir masa vereceklerini bir araç bulup bunu ilçedeki bir okuldan alarak köye götürmemi buyurdular.

Çile başlıyordu. İlçede muhtarı bulup durumu anlattım ve bildikleri bir odun kamyonu ile görev yapacağım köye 5 km yakın bir mesafedeki başka bir köye indirebileceklerini ifade ettiler. Mecburen sıraları kamyona yükleyip kamyonun üzerinde o köye indik. Tekrar köyüme gelip öğrenci velilerine durumu anlattım. Köyden ‘eşekler’ toplandı ve sıralar okuluma taşındı. 

Derken 15 sıra, bir masa ile okulu 8 Aralık günü okulu eğitim öğretime açtım. Çocuklar sıralara oturdu. Çocuklarla işaret dili ile anlaşmaya çalıştım. Basit oyunlar ve ısınma turlarım birkaç gün sürdü. Bir yandan da okuma yazma çalışmalarımın planlamasını yapıyordum. Elimde olan kaynak kitabımdan ilk fiş cümlelerini ilçeden getirdiğim beyaz karton üzerine yazıp hazırlamaya koyuldum. Sınıfta ise basit çizgi çalışmalarına başladım. Gündüz çizgi çalışmalarını sürdürürken gece bir yandan yıllık plan, bir yandan da ünite planı, günlük plan ve bir yandan da duvara asılacak ve çocuklara dağıtılacak fiş yazma çalışmalarını sürdürdüm.

İlk fiş cümlesini verdiğim gün tüm dramatizasyon çalışmalarını yaptıktan sonra “Ali gel.” fiş cümlesini tahtaya asıp okudum, topluca seslendirdik, bireysel seslendirdik. Sonra sıra üzerinde fasulye, nohut, çöp vs. yazmalardan sonra tahtaya yazma çalışmaları derken deftere yazma çalışmalarına geçtik.

Defterine yazan çocukları görünce yazdığını seslendirmesini istediğim de kendimin almış olduğu öğretmenlik eğitiminin yanlışlarla doluluğunu fark ettim. Tamamen ezberciliğe itilmişliğimizi gördüm. Papağan gibi tekrarlamaları yaşadım, yaşattım. Bunu neden böyle olduğunu daha sonraki satırlarda açıklayacağım.

Bir taraftan fiş çalışmalarımız devam ederken ilk aybaşı maaş almaya gittiğimde köyde erkeklere okuma yazma kursu açmam emir edildi. Okuma yazma kursunu gece sürdüreceğim belirtildi. Bana bir tüplü lüks tedarik edildi. Başka hiçbir şey yok. Kayıt yapmam ve listeyi acil göndermem emredildi. O dönemde sıkıyönetim devam etmekte.

Köyde kayıtları yaptım ve elektrik olmadığı için lüks eşliğinde başladım okuma yazma kursuna. Lakin köy kan davası yüzünden tedirginlik içinde olduğundan köy silahı ile köy bekçisi okul bahçesinde hep nöbet tuttu. Her gece iki saat okuma – yazma kursumuz başlamıştı.

Elimde hiçbir kaynak olmadığı için büyüklere okuma yazma öğretiminin fiş cümlesi ile olmayacağını “Ali gel.” cümlesini yazdırmaya başladığımda anladım. O gün defter kullanışı ve kalem tutuşlarını kontrol bahanesi ile bir sayfa yazdırdım. Ertesi gün çocuklarla fiş çalışmalarım devam ederken gece kursumuz için kendime yöntem belirme çabası içindeydim. Büyüklere cümle değil, ses yöntemiyle okuma yazmanın doğru olacağı kanaatine vardım.  Ve ilk çalışmamda harf ve çıkardığı ses üzerinde durup, ikinci, üçüncü harflere geçince hece, kelime ve kısa cümleler derken büyüklerle böyle bir çalışma yürütmemin doğruluğunu sezdim.

Çalışmamız ilerledikçe kısa zamanda okumaya geçişleri gördüm. 28 kursiyer kaydı yapmıştım, bir gelmeyen çıktı ve 27 kursiyer okuma yazmaya geçip, dört işlem problemleri çözer olduk. Kurs 45 gün sürdü ve 27 kursiyer süper bir okuyuşla okuma yazma belgelerini almışlardı.

Daha sonra askerlik dönemimde “Ali Okulu” tabir edilen okuma yazma bilmeyen 12 askere bir ay içinde okuma yazma ve mektuplarını yazar hale getirme çalışmam oldu ve yine okur-yazarlık belgeleri verildi.

Öğrencilerle çalışmam ise meyvelerini MEB istediği şekilde Mart ayında vermeye başlamıştı. Yazma konusuna gelince normal yazı ile süper yazılar yazabiliyorlardı.

Görev yerlerimiz değişince her nedense hep birinci sınıflar verilir ve o şansı hep yakaladım. Dört yıl kaldığım ilk görev yerimde ve yeni atandığım Güney Doğunun bir beldesinde iki defa yine birinci sınıf okuttuktan sonra Orta Anadolu köyleri, yine üç yıl birinci sınıf okutmam sonrasında Konya merkeze atandım. Merkezde önce beşinci sınıftan başladım. Arkasından bir dönem daha mezun ettim. Tekrarında birden beşe kadar devam ederken el yazısı ve ses yöntemine geçileceği bunun için pilot illerde çalışmalara geçildiği yıl öğrencilerimi mezun etmeden gelecek yıl birinci sınıf okutacağımdan hazırlık çalışmalarına başladım. Bir yayınevi ile bağlantım neticesinde MEB den çıkan kararlar ve yöntemler pilot okullara ulaşırken tarafıma da ulaştı. Çalışmalarımı sürdürdüm ve yılsonuna artık her şeyin hazır ve bir kitabın uygulanabilecek seviyede olduğunu hissettim.

Öğretim yılı başında seminer çalışmalarımızda değişik illere kursa giden öğretmenler edindikleri bilgileri bizlere sunum yaparken ben hazırlamış olduğum birinci sınıf okuma yazma setimi kontrol ediyordum hep. Eksiğim olmadan eğitim öğretime başladık ve üç zümre arkadaşla kendi yazdığım kitabı sınıfta uyguladık. Süper bir başarı ile daha Kasım ayında okumaya geçilmiş, büyük bir özveri ile el yazısı üzerine eğiliyorduk. Yılsonunda her üç arkadaşımın başarısı da mükemmeldi.

Hazırladım kitap bir yayınevi tarafından telif hakkı ödenerek basıldı ve el yazısına geçişin ikinci yılında 27 vilayette satışı yapıldı. Biz artık ikinci sınıf idik. Kitaplar hep düz yazı, çocuğun medyada, tüm basım organlarındaki gördüğü yazı düz yazı, çocuklar “Ne zaman düz yazıya geçeceğiz?” soruları. Biz hep artık geri dönüş olmadığını, artık bitişik el yazısı ile yazı yazılacağını bunun için yazıya önem verilmesi gayretini perçinler olduk. Yazının devamını okudukça belki sizlerde bir karar verebileceksiniz veya kararınızdan vazgeçeceksiniz.

“El yazısı ile çocuk kendi karakterini oluşturur.” “Kavramsal yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olur.” “Çocukların psikomotor gelişimi için önemli bir aşamadır.” “Tanıma ve hatırlamaya yardımcı olur.” “El yazısı ve okuma ikisi birbirine bağlı bir beceridir.” düşüncesi ile ikinci ve üçüncü sınıflarda yoğun çalışmalar sürerken, dördüncü sınıfa gelince çocuklar gerçekten kendi yazı karakterlerini okunmaz bir yazı sitiline dönüştürerek göstermeye başlamaktalar. Yine yönlendirmeler derken 4. ve 5.sınıfta çocuk yazısını düzetme çabası sergilerken İngilizce derslerinde düz yazı ile ders işlemeye devam etmeleri biz ilkokul (sınıf) öğretmenlerinin tüm çabalarını da yok ettiklerini gördüm. Sekiz yıllık eğitim o dönemde devam ettiğinden beşinci sınıftan sonra aynı okul içinde el yazısı hak getire. MEB mecburi tutmasına rağmen o dönemde 6,7,8 lerde asla el yazısı üzerine gidilmediğini gördüm. Çocuklar kuralsız bir düzyazıya geçiş dönemi yaşamaktalar ve ailelerin şikayetleri el yazısı yüzünden ilk günden bu günümüze kadar süregeldi. Çünkü aileler de bu yazıya yabancı idi. Onlar da çoğu bunun eğitimini almamıştı.

Çocuk normal düz yazının kuralını da almadığından müthiş bozuk yazıların sürdüğü hep görüldü. Derken iki defa daha birinci sınıfa dönmem ( toplamda 13 defa birinci sınıf okuttum)yeniden el yazısı çalışmaları ve yine aynı sonuçları hep gözlemlemem.

En iyi el yazısı yazabilen öğrencilerimin bile mezun olurken tuttukları hatıra defterlerini bile düz yazdıklarını görünce hep şoke oldum.

Benim babam üç yıl Osmanlıca sonrasında ise yeni alfabeyle eğitim almış. Hem Osmanlıcayı, hem de bitişik el yazısını mükemmel derecede okuryazardı. Evet, o dönemde caydırıcı başka bir örnek yok ve kişi ilk öğrendiği yöntemle okuyup yazabiliyordu.

Ya şimdi, okutulan kitap, dergi, gazete, televizyon yazıları, bilgisayarı, tableti, cep telefonu düz yazı kullanırken halen kutsallaştırarak el yazısında devam demek şahsi kanaatim yersizdir.

Kendim el yazısı yazmaktayım ancak ben bunun kurallarını ortaokulda Türkçe derslerinde aldım ve kendime ait karakterimi oluşturarak yazmaya devam etmekteyim. Daha birinci sınıfta başlayıp dört yıl emek verdiğimiz çalışmalar bugün ortaokul döneminde artık kullanılmaz olduğunu ben hayatın içinde gördüm. 

Artık ısrar etmenin yersizliğine inanmaktayım. Ailelerle yazı yönünden kopuk nesiller yetiştirme düşüncesinden vazgeçilip EL YAZISI yerine kurallı bir şekilde DÜZ YAZI öğretimini yararlı görmekteyim.

Bu da benim 31 yıllık eğitimcilik hayatımda edindiğim acı bir gerçektir.

17.12.2015

Durmuş Ali ÖZBEK

durmusaliozbek@hotmail.com

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Halil Ömer Coşkun 4 ay önce

bir süredir beri, bitişik yazı aleyhinde bir kampanya başlatıldı ve yürütülüyor. bu iyi niyetten uzak olduğuna inandığım kampanyayı başlatan ve destekleyenlerin amacını bilmiyorum. ama şunu iyi biliyorum, dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri ve hatta okuma-yazma oranının çok düşük olduğu geri kalmış ülkelerin vatandaşları bile bizim vatandaşlarımızdan daha güzel ve işlek bitişik eğik yazı yazıyor.

hiç bir gelişmiş ülke, çocuklarına ve dolayısı ile vatandaşlarına kitap harfleri ile yazı yazdırmıyor. batı ülkelerinde ilkokula gitmiş tanıdığı olanlar varsa söylediklerimi bizzat görme imkanı bulacaklardır.

kampanyayı; bitişik yazı yazamayan, yazmak için de hiç bir gayret göstermeyen öğretmenler adeta " körüklüyor" kampanyaya temel olarak; gösterilen, yazılan çizilen yazı ve paylaşılan resimlerin hiç bir pedagojik değer ve önemi yoktur, söylenenler bilimsel bir temele dayanmamaktadır.

i̇şin estetik boyutu bir tarafa; kitap harfleri ile yazmanın daha kolay, işlek, çabuk olduğunu göster

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.