Meğerse bahar değilmiş kara kışın ardından gelen. Meğerse çiçek değilmiş kokladıklarım. Saçlarıma düşürdüğüm yağmur değilmiş. Su içtiğim su değil. Yandığım ateş, ateş değil. Sen geldiğinde anladım oğul her şeyin sen olduğunu. Sen gelince anladım benim ben olduğumu.
Dört duvardan ibaret renkten nasip almamış hanemin kapısını çaldığın o gün geldi bahar kapıma. Zemheriye inat edercesine hem de. Dünyanın bütün renklerini sırtına yüklenip geldiğin o gün. Cennet kokularına bürünüp kapımdan içeri girdiğin o gün.
Sen geldiğinde araladım penceremin perdesini güne karşı. Yağmurun kokusunu o vakit çektim içime. Yüreğime cemreler düşüyordu. Penceremin pervazına kuşlar senin geldiğin gün kondu. O gün tüm umutsuzluklarım mutluluğum için yundu. Sen geldiğinde oğul maviyi gördüm. Güneşin sarısını. Dağlarını yeşilini.
İlk diş çıkardığını hatırlıyorum ve sonra ilk baba dediğini bana. Ömrümün en güzel dizesiydi bu. Ömrümün en güzel şiiri hatta. Baba ile başlayan ve baba ile biten, babadan ibaret bir şiir. Yıllardır bu şiiri okuyorsun bana, yıllardır bu şiiri yazdırıyorsun bana. Yorulmadım oğul. Ozan olduysam seninle. Şair olduysam sevdanla. Seni her şeyden sakındım biliyor musun? Her şeyden kıskandım. Hatta güneşten bile. Yanağını kızartan güneşe gücendiğim oldu. Seni üşüten ayaza diş bilediğim oldu.
Düşlerimde elimden kayıp giden oldun kimi zaman. O yüzden kâbuslarımın baş tutanı oldun. Sabah gözlerimi açtığımda ellerini aradım hep. Dünyanın en güzel sıcaklığıydı ellerin. Güneş utansın ellerimi böyle ısıtamadığı için. Bu sabah da sevdim ellerini biliyor musun? Uzun uzun baktım ellerine. Uyanmayasın diye küçük küçük öptüm usulca ellerinden. Kokladım. Hangi çiçeğin kokusu bu. Hangi karlı dağın efsunu. Ellerine baktım evet. Kalem tutacak bu ellerin biliyorum. Sevdasına şiirler yazacak. Veysel'ce vuracak belki sazın teline tezeneyi. Belki düşeni kaldıracak bu eller. Cudi'de Gabar'da zemherinin içinde kalsa da bilmeyecek üşümeyi.
Üzerimde o kadar büyük bir yük var ki oğul. Seni yarınlara hazırlamanın yükü bu. Boynunu eğmeyeceğin günlere sevdalıyım. Dik bir başla vakur ve emin adımlarla yürüyeceğin günlere sevdalıyım. O yüzden nefes alıyorum. Sen benim oğlum olduğun kadar yarınların da oğlusun. Kıvancın kıvancım olacak. Başarın benim başarım. Çıkarken beni de çıkaracaksın göklere. Düştüğün zaman beni de düşüreceksin. Bana yardım et oğul. Sevdalı olduğum vatana bir evlat kazandırmak istiyorum. Bir hekim, belki de bir polis, belki de bir mühendis. Tercihini sen yapacaksın elbette. Yeter ki aldığın nefesten vatan razı olsun. Attığın adımdan gocunmasın toprağım. Yeter ki anaların duasını al ağızlarından. Yeter ki hizmet götür insanlığa.
Bir baba olarak seni en yücelerde görmek hakkım olsa gerek. Bunun için bana yardım et oğul. Kırk yaşına gelsen de kundakta kuzum olduğunu unutma. Ama çocuk yüreğinle de kocaman adamların yapamadığı şeylere imza at. Sevgiyi unutma oğul. Barışı unutma. Paylaşmayı unutma. El vermeyi, düşeni kaldırmayı unutma. Kardeşliği unutma. Gözyaşı gördüğünde silmesini öğren. Her şeyden önce Yunus gibi olmasını öğren. Biz böyle gördük oğul atadan. Komşumuzun bacasından duman tütmeden kendi sobamızı yakmaktan hicap ederdik. Yan komşumuzun hanesine akşam yemeğimizden bir tabak taşımadan sofraya oturmazdık oğul. Bereketi böyle gördük biz. Paylaştıkça artan ilahi bir dengedeydi her şey. Biz paylaştıkça hiç muhtaç olmadık oğul. Kapımızı açık koydukça hiç kapılarda kalmadık ve üşümedik hiç. Senin de kapın açık olsun insanlığa. Bir tek kötülüğe kapayasın kapını. Ve şuna inan oğlum iyilik dediğin haslet senin kapının kötülüklere karşı kilidi olacaktır
Bazen korkuyorum biliyor musun oğlum. Çocukluğumda üzdüğüm geliyor annemi ve babamı. Ve ilahi adaletin benim üstümde tecelli edeceğinden korkuyorum. Ya beni de sen üzersen diyerek. Ya dallarımı kırarsan diyerek. Ya sesinin tonu yükselirse bana diyerek. Hiddetine yenilmeyeceğin günler aşkına oğlum. Nefsine eğilmeyeceğin günler aşkına oğlum.
Ben senin özüne sevdamı katmışım. Yüreğimi katmışım. Bana yedi veren gülleri gibi aç da gel oğul. Ve Mevlana gibi koskoca bir cihana hoşgörünü saç da gel oğul
Üzerini örtüyorum şimdi usulca. Ellerim o bembeyaz yüzünde geziyor ürkek adımlarla. Sevdikçe devleşiyorum. Sevdikçe kendimi buluyorum inan. Daha evvel neden gelmedin onu soruyorum kendime. Toprak damlı evimin içinde koca bir dünyayı saklıyorum sanki. Güneş benim evimde. Deniz benim evimde. Okyanuslar benim evimde. Yunusu ben saklıyorum. Fatih Sultan'ı ben. Yavuz'u ben. Mavi gözlü Ata'mı ben. Her birinden bir emanet alıp yüreğine atıyorum biliyor musun?
Bir gece hastalandın. Ellerin yanıyordu adeta. Ateşe düşürdün beni farkında mıydın? Yandığımın tutuştuğunun farkında mıydın? O gece hiç uyumadım. Ellerimi korkuyla sürdüğümde alnına, dualar dökülüyordu dudaklarımdan. Şehir uzaktı, tabip uzak. Sabahı bekledim başında. Ve o sabah hayatımın en zor sabahı oldu bana. Güneş doğmayı mı unutmuştu ne. Başka yerler de sabah oldu da benim memleketime mi uğramamıştı bu güneş. Kastı garezi bana mı diye bakındım durdum ışığın girmediği penceremden dışarı. Ne olur bir daha yapma bunu bana oğlum. Güneşle mi oyun edersin bana. Ateşle mi oyun edersin. Bunu bana yapma oğul. Sağlığın her şeyden önce geliyor benim için. Düşünmeden yürüme, düşünmeden yeme ve düşünmeden içme oğul. Sağlık çok güzel bir şey ve bu güzellikten sakın geçme oğul.
Ve dayanılmaz bir şey seni öpmek. Yanaklarına dudağımı değdirmeden söndürmedim ışığımı. Ve seni öpmeden de sabah güneşini sokmayacağım haneme. Varlığın, nefesin hanemde çınlayan sesin çok güzel. Ve seninle yarınlarım çok daha güzel olacak. Düğün dernek kurasım var benim. Çalıp kapını makamına varasım var benim. Aç gözlerini oğul, seni sevdayla kucaklayıp sarasım var benim
OKUNMA SAYISI: 223
Bu Köşe Yazısına toplam 1 yorum yapıldı. Sizde yorum yapmak ister misiniz? Tıklayın
TESEKKÜR
SAYIN İBRAHİM HOCAM ELİNE DİLİNE YÜREGİNE SAĞLIK COK GÜZEL OLMUS YAZINIZ SAĞOLUN
Bu Köşe Yazısını üyesi olduğunuz bookmark sitelerinde dostlarınıza tavsiye edin.
YAZARIN DİĞER YAZILARI :