İçimiz Yandı Yazdık


Mustafa TÜRK

BAŞYAZI

06 Şubat 2010 Cumartesi
YAZI BOYUTU: A A A

Dünyada üç çeşit insan vardır diyor Pat Mesıtı:
1- Birşeyler yapanlar
2- Birşeyler yapılması gerektiğini konuşanlar
3- Olup bitenlerden haberi bile olmayanlar

Ve ‘Nasıl olduğunuzu düşünüyorsanız öylesinizdir ‘diye devam ediyor...

Muhammed Aydemir'se bir yazısında da bir şeyler yapanlar ve yaptığı işin hakkını verenlerden bahisle: "Ne geveleme ne de pepeleme faslına çarpılmadan, hakkı ayan beyan haykırayım diye yüklendim bu kalem emanetini... Eğer bu emanetin hamlini hakkıyla ifadan aciz kalacağımı bilsem, onu, izzetlinin zelil, değerlinin değersiz uğraklara duçar olduğu bir makamda fırlatıp atardım... Eğer bu kalemden daha etkili bir silah taşıyabileceğimi bilseydim, bugün (elimde kalemle değil) Filistin'de bir savaş meydanında olurdum..." Böyle demiş büyük edîb, merhum Mahmud Muhammed Şakir.

Verilen ve kazanılan her şey emanettir. Her emanet ise, bir çeşit nimettir. Her şeyin bir emanet, herkesin bir emanetçi olduğu bu dünyada, neye ne kadar hakkıyla sahip çıkıldığı derdi-tasası kaç kişinin kalbinde bir ağırlık olarak durur, onu bilemem.

Muhammed Şakir merhum, bir ömür, basiretten mülhem ve göz nuru akıtarak yazı yazdıktan sonra bakın ne demiş:

"Kime yazıyorum? Kime ve niçin yazdığımı anlamaya çabalamadım asla. Ama şol vakit kalbimin sır kapılarından aralanan bir hissiyatla anlıyorum ki ben, bugüne kadar, âdemoğulları içre bir âdemoğluna yazıyordum ki onun ne kim ve ne de nerede olduğunu biliyordum. Diri idi de beni duyuyor muydu, yoksa beni okuması takdir olunmuş ama henüz dünyaya teşrif etmemiş bir cenin mi idi, bilemiyorum."

Yine bir dizede aynen şöyle demiş:

"Sükût derdiyle ölmen daha bir hayırlıdır söz belasından
Selamette olan, ağzına gem vurabilendir en âlâsından!"

Velhâsıl bir ömür çırpınıp duran birçok fikir adamı, edîb ve de şairin hal-i pür melâli hep bu minval üzre mi biter?

Bu sorudur benim beynimin kıvrımlarını kemiren!

Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan Neme lazımcı, tasasız, maddiyat, yeme içme, gezme, eğlenme dışında derdi olmayan nesiller yetişiyor.

Onlar, insanlara karşı dağ gibi ümitler besler, bunları göz nuruyla sayfalara aktarırlar. Sonrası tam bir hicran olur...

Hikâye ederler ki Molla Nasreddin şöyle demiş: "Birgün tasasız yattım, o gün de komşunun merkebi doğurmuş, sıpasının kuyruğu yok!"

Yakadizade Şekib ise:

"Eşektir zevki aşkındır başından
Ne anlar kâinatın gözyaşından" demiş.

Tasasızlık, gamsızlık, vurdumduymazlık... Bundan âlâ maraz mı olur? Kim kime illallah ettirmişse hep bu yüzdendir. Kim gemiye binmekle, tufana müstahak olmak arasındaki farkı görememişse hep bu yüzdendir.

İçimiz yandı yazdık!

Sözümüze kulak verildi mi, verildi de bir şeyler değişti mi?

Buna inancım yok. İnancımın olmamasına sebep de, bir nevi kıyamet alameti olarak gördüğüm bir husus: Yazı yazmak, her yazıya, her yazı yazana aynı gözle bakmak...

Edeb ya hu diyenlerin ise edeb anlayışlarına yuh!

Ortalık apaydınlık ve üstüne mum istersiz öyle mi?

Üstüne de hesap günü dava güdersiniz, defterinizi sıkı sıkı tutun da öyle gelin!

Gayrını dikmeye yeltenip kendi üryan dolaşan iğne misali adamlar da yok mu! Kahrederler adamı, kahırları yetmediği gibi dameninizden/eteğinizden tutup ha bire aşağı çekmeye çalışırlar sizi. Kahrın daha büyüğü ise dameninizi tutabilecek yakınlıkta olmalarıdır.

Dertleri ihlas ile bir yaraya merhem vurmak değil de mal bulmuş mağribi misali yazılanı kendi emellerine vasıta kılmak olanlara da ben ne diyim bilmem ki?

"Denilmesin susulsun nefes tutulsun açmasın ağzı bıçak
Susalım zehr içelim şahsiyet sahibi kaç kişi kaldıysak." İsmet Özel

Susmak da vacipken, susmamak da vacipken ve biz "haysiyetli" adamları "haysiyetli" adamlara bile anlatamamışken, kâinatın gözyaşından habersizlere laf anlatmanın ne çetin bir iş ve ne yaman bir "çaresizlik" olduğunu varın siz düşünün der, Muhammed Aydemir.

Bana cehennem azabına denk bir şey söyle deseler, "Çaresizlik" derdim herhal. Bir çaresizlik ki ne hal üzre olursanız olun canınızı yakar.

Bu çaresizlik içinde:
Bana: "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar.

Farkında değilim; karşımda müdhiş bir yangın var.. alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var?

O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi?
Dar düşünceler, dar görüşler..."

mustafaturk70@hotmail.com

Verilen oy: 3.8 (Toplam 25 oy kullanıldı)

OKUNMA SAYISI: 541

  • Yorumlar (1 yorum)
  • Yorum Yaz
  • Paylaş
  • Arkadaşına Gönder

Köşe Yazısının Yorumları

Bu Köşe Yazısına toplam 1 yorum yapıldı. Sizde yorum yapmak ister misiniz? Tıklayın

emin topbak
2010-02-13 10:18:07

dogru
dogru

Köşe Yazısına Yorum Gönder

Köşe Yazısına yorum yapın, sesinizi duyurun
* T.C. yasalarına aykırı, kin, nefret, hakaret, suç unsuru içeren yorumlar yayınlanmayacaktır!

Köşe Yazısını Dostlarınızla Paylaşın

Bu Köşe Yazısını üyesi olduğunuz bookmark sitelerinde dostlarınıza tavsiye edin.

Köşe Yazısını Arkadaşınıza Gönderin

Bu Köşe Yazısını Arkadaşınıza Önerin...

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI :

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Get Flash player


Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Armutlu Yem ve Un

Get Adobe Flash player