Reklam
Reklam

YUNUS EMRE'NİN "ÖZ" GEÇMİŞİ

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İdris Nebi UYSAL'ın kaleminden "YUNUS EMRE’NİN “ÖZ” GEÇMİŞİ".

YUNUS EMRE'NİN "ÖZ" GEÇMİŞİ
15 Nisan 2021 - 16:50
Yunus Emre, hüviyeti kolayca nüfus kâğıdına sığmayanlardandır.
Ahmet Hamdi TANPINAR

1971 yılındaki “üye ülkelerle sınırlı” anma programını saymazsak, UNESCO tarafından ikinci kez ilan edilen Yunus Emre yılındayız. Türkçesi “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı” olan UNESCO, daha önce sanatçının doğumunun 750. yılı vesilesiyle 1991 senesini Yunus Emre yılı olarak kabul etmişti. Kurum, bu karardan 30 yıl sonra Hazretin vefatını esas alarak içinde bulunduğumuz seneyi anma programları arasına dâhil etti. Bu hayırlı işte emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz.
Yunus Emre, medeniyetimizin inşasına ve gelişimine katkı sağlayan isimlerden biridir. O, sözleriyle bir taraftan insanları iyiye, güzele davet ederken diğer taraftan bir dilin yazı dili olarak kuruluşuna hizmet etmiştir. Tarihte kültür ve medeniyetimize sanat, mimari, bilim, felsefe yönleriyle katkı veren pek çok isimvardır. Yunus’u bu şahsiyetlerden ayıran, Türkçe hassasiyeti olmuştur.
Aydınlık Bir Dönemin Habercisi
Yunus’un hayatta olduğu 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın ilk çeyreği Anadolu’da siyasi, sosyal, ekonomik tablonun hayli karışık olduğu yıllardır. Moğol saldırıları, göçler, beylerin saltanat kavgası, ağır vergiler, kıtlık ve salgınlar bu topraklarda birliğin tesis edilmesini geciktirmiştir. Fakat onca zorluğa rağmen oçağlarda Anadolu’da sosyokültürel hayat, düzenli ve istikrarlı bir gelişme hâlindedir. Amasya, Karaman, Kırşehir, Konya, Kütahya, Tokat gibi şehirler hem bilim ve kültür merkezidir hem ticaretin canlı olduğu yerlerdir. Ahiler, erenler, Türkmen beyleri yeni yurtlarını geliştirmenin gayreti içindedir. İşte Yunus, Selçuklu Devleti’nin çöktüğü, Moğol saldırılarınınsürdüğü, hukuksuzluk ve suiistimallerin isyan ateşlerini yaktığı bir dönemde yeni doğuşlara gebe bir dönemin habercisi olmuştur.
Hayatı
Edebiyat tarihçileri Yunus’un kendi öyküsünü tarihî kaynaklardan çok menkıbevi hikâyelere dayanarak yazmıştır. Gerçekten de Anadolu’nun bu manevi mimarı hakkında pek çok menkıbe vardır. Söylentilerin birbirine ulanmasıyla bir “menkıbeler dizisi” meydana gelmiş, Yunus’un gerçek kişiliği de bunların içinde kaybolup gitmiştir.
Yunus’a dair yazılanlar Hacı Bektaş-ı Velî Vilâyetnâmesi ile İbrahim Hâs tarafından yazılan Tezkiretü’l-Hâs adlı menakıpnameye dayanır. İlki Bektaşiler, diğeri Halvetîler arasında yaygındır. Menkıbeler arasında birtakım farklar bulunsa da bunların söyledikleri birbirine çok benzemektedir.
Vilâyetnâme’de yazanlar, Yunus ile Hacı Bektaş-ı Veli arasında geçtiği söylenen şeylerdir. Hikâye herkesçe malumdur. “Buğday mı istersin yoksa himmet mi?”sorusuna Yunus’un verdiği cevap, onu Tapduk Emre’yle buluşturur. Yunus burada 40 yıl hizmet eder, türlü imtihanlardan geçer. Ardından kilidi açılır. Halvetîler arasında yaygın olan rivayete göre, müftü ve varlıklı bir insan olan Yunus Emre, bir gün Tapduk Emre ile karşılaşır. Aralarında fıkhi bir münakaşa geçer. Yunus hadiseden sonra şeyhin yüceliğini fark ederek onun müridi olur. Bundan sonra yaşananlar, Bektaşi geleneğinde anlatılanlarla aynıdır.
Yunus Emre’nin hayatını kaleme alanların ikinci derecede başvurduğu kaynaklar, Osmanlıdan kalma vesikalarla şair hakkında bilgi veren çeşitli eserler olmuştur. Buralarda şairin kökeni ve ailesini tanıtan, geçimini nasıl sağladığını açıkça gösteren bilgilerin yanı sıra hangi çağda yaşadığını gösteren malumat da yazılıdır. 
Elimizde Yunus’un hayat yolculuğu hakkında fikir veren üç tarih vardır: Risâletü’n-Nushiyye’nin sonundaki 707 (1307) tarihi, Adnan Erzi’nin bulduğu mecmuadaki 1320 kaydı ve Ömer Lütfi Barkan’ın 1942yılında neşrettiği belgedekiYerce nâm yeri bu cemâatten Yunus Emre Karamanoğlu İbrâhim Bey’den satun almış, elinde mülknamesi vardır. ibaresi.
İlki pek çok isim tarafından eserin yazılış yılı olarak benimsenmiş, ikincisi geniş bir kitle tarafından şairin ölüm tarihi olarak kabul görmüştür. Yunus’un İbrahim Bey’den arazi satın aldığını gösteren belge ise onun hayatta olduğunu kanıtlayan bir tarihtir. Bu ticaret, 1318-1321 arasında gerçekleşmiş olmalıdır.
Tahsili ve Mensubiyeti
Yunus’un tahsili hakkında çok şey söylenmiştir. Şiirlere ve risaleye bakıldığında Yunus; İslam tarihine ve kaynaklarına, Yunan ve İran mitolojilerine vâkıftır. Fuat Köprülü onun ümmi olmadığını, Faruk Kadri Timurtaş Konya medreselerinde bir süre tahsil görmüş olabileceğini söyler. Halvetî geleneğinde müftü kimliğiyle anılması onun tahsili hakkında fikir verir. Manevi sultanı, şiirlerinden de anlaşılacağı üzere Tapduk Emre’dir. Yunus’un Nakşi, Halvetî, Mevlevi, Bektaşi, Kadirî mensubiyetini ileri sürenler olmuştur. O, kendisini Tapduk vasıtasıyla Sarı Saltuk’a bağlar. Resmî kayıtlar ise Halvetî olduğunu söylemektedir.    
Coğrafyası
Yunus Emre’nin kökeni, yöresi ve mezarının bulunduğu yer, bugün yalnızca araştırmacıları değil birçok kesimi meşgul eder hâle gelmiştir. Bu konuda farklı görüşler ortaya koyan bilim dünyası, bu görüşlerin bir kısmını belgelere, bir kısmını ise çeşitli yorumlara dayandırmıştır.
Eski eserlerimizden bazıları Yunus Emre’yi Eskişehirli göstermiştir. Bu eserlerde ozanın Sivrihisar’a bağlı Sarıköy’de yaşadığı yazılıdır. Seyahatnâme müellifi Evliya Çelebi, Karaman seyahati sırasında şehirde Yunus Emre’nin mezarını gördüğünü şu sözlerle dile getirir: Keresteci Baba Câmii’nde Yunus Emre’m hazretleri merkadi, Türkîce tasavvufâne ebyât [u] eş‘âr-ı ilâhiyyâtı meşhûr-ı âfâktır. Osmanlı ülkesini karış karış gezen seyyahın aktardığı bilgiler, şairin yaşadığı ve kabrinin bulunduğu yer hakkında önemli bir belgedir.
Meseleyi Osmanlı kaynaklarına yönelerek çözen İbrahim Hakkı Konyalı’nın yayımladığı belgeler de dikkat çekicidir. Karaman eyaleti vakıflarını kaydeden 1476, 1500, 1522 ve 1584 yıllarına ait defterlerde yazanlar, Yunus’un ailesi, lakabı, kabri ve coğrafyası hakkında aydınlatıcı bilgiler sunar:
Vakf-ı zâviye-i Kirişçi Baba der-mahalle-i Sinle ve Mescid” (1476)
Vakf-ı zâviye-i Kirişçi Baba der-tasarruf-ı Emre der-nefs-i Larende” (1500)
Vakf-ı zâviye-i Yûnus Emre İbn-i İsmail el-meşhur bi-Kirişçi Baba der-nefs-i Larende” (1584)
Vakıf defterlerinde Yunus Emre’nin Kirişçi Baba namıyla meşhur olduğu, baba adının İsmail olduğu, Emre isimli torunlarının bulunduğu, Karaman merkezdeki Sinle (Kirişçi) mahallesinde vakıf bünyesinde zaviye, mescit, değirmen, kirişhane gibi mekânların yer aldığı yazılıdır. Arşiv kayıtlarında vakfın çeşitli vergilerden muaf tutulduğu da bildirilmektedir.
Konyalı’nın 1813, 1872 ve 1915 tarihli Konya salnamelerinde karşılaştığı notlar da Yunus Emre’ye ait zaviye ve mezarın Karaman’da olduğu yönündedir:
Karaman’da kibâr-ı evliyâullahtan Tapduk ve Yunus Emre’m ve mâder-i ve birader-i hazret-i Mevlana ve Kettani Baba ve Canbaz Kadı medfundur.” (1872)
Soyu
Yunus Emre’nin soyu İsmail Hacı’ya dayanmaktadır. Vesikalarda Hacı İsmail, İsmail Hacı, Şeyh İsmail Hacı isimleriyle anılan bu kişi Yunus’un bağlı olduğu topluluğun başıdır. Bu kimse, aşiretiyle beraber Horasan’dan gelip Karaman civarına yerleşmiştir. İskân olunan mevki, il merkezine 29 km uzaklıktaki Yeşildere civarıdır. II. Selim devrine ait 1518 tarihli defterde cemaatle ilgili şu bilgiler kayıtlıdır:
Karye-i Şeyh Hacı İsmail an-kazâ-i Larende, mezkûr Şeyh İsmail Hacı dervişleri ile diyar-ı Horasan’dan gelmiş, aziz imiş. Bunda tavattun etmiş.” 
İsmail Hacı zaviyesi, hem Karaman beyliği devrinde hem Osmanlılar zamanında bazı vergilerden muaf tutulmuştur. Karamanoğlu İbrahim Bey’in berat takdim ettiği, Fatih Sultan Mehmet ile ondan sonra tahta geçen padişahlarınsa bu beratın hükmünü devam ettirdiği Konyalı tarafından belgelerle ortaya konmuştur.
Bu bilgiler ışığında şunlar söylenebilir: İsmail Hacı, Yunus Emre’nin dedesidir. Yunus’un babası ile çocuklarından birinin adının İsmail olması, İsmail Hacı ile bağının ne düzeyde olduğunu gösterir. Onun ve yanındakilerin Anadolu’ya Mevlana’nın babası Bahaüddin Veled gibi 13. yüzyılın başında geldiği sanılmaktadır. Mehmet Armutlu, bu cemaatin Karaman oymağı ile akraba olduğunu söyler. Buna göre anılan topluluğun Karaman’a gelişi, yukarıdaki tarihe yakın düşer. Selçuk sultanları, Anadolu’da birliği sağlamak için Horasan’dan gelen ermişlere merkeze yakın noktalarda yerler tahsis etmiştir. Anadolu’ya ulaşan ahi, şeyhgibi şahsiyetlerin Konya ve civarında kümelenmesi bu anlayışın bir göstergesidir.   
Mezarı ve Makamları
Bugün Anadolu’da birçok şehirde Yunus’a ait olduğu düşünülen mezar ve makamlar vardır. Bunlardan birinin mezar, diğerlerinin makam olduğu kesindir. Halkın, Yunus’un himmetinden istifade etmek, ona duyduğu saygı ve sevgiyi ebedîleştirmek için birçok makam bina ettiği açıktır. Genel kabule göre mezarı Karaman, Sarıköy (Sivrihisar) ve Ortaköy’den (Aksaray) biridir. Evliya Çelebi, tarihî belgeleri esas alan İbrahim Hakkı Konyalı, Cahit Öztelli, Tahsin Ünal, Hulusi Güngör mezar için Karaman’ı işaret eder. İlhan Başgöz, Yunus Emre’yi Karaman’a daha çok yakıştırır. Araştırmacı bu bahiste Evliya’nın aktardığı notları daha gerçekçi bulduğunu ifade eder. Başgöz,bundan başka Risâletü’n-Nushiyye’de tasvir edilen toplum yapısının bütün kurumlarıyla oturmuş bir devlet değil bir beylik düzeni olabileceği görüşündedir. Onun işaret ettiği beylik Karaman’dır. Kula, Erzurum’un Dutçu Köyü, Keçiborlu, Sandıklı, Nallıhan, Ünye, Sivas, Kırşehir, Bolu’daki yapılar birer makamdan ibarettir. Bursa’daki mezar ise Âşık Yunus’a aittir. Bu meselede kesin olan, Osmanlı arşivlerinin hepsinin Karaman’ı gösterdiğidir.
Yunus Emre Camii ve Tekkesi
Yunus Emre’nin Karaman’da bulunan mezarı, adıyla anılan caminin bitişiğindeki türbenin içindedir. Osmanlı arşivlerinde “Kirişçi Baba Camii” adıyla da geçen bu cami; 1960’a kadar türbe, tekke, hazire, çeşme, mescit gibi birimleriyle bir bütün olarak hizmet vermiştir. Günümüzde hazire, türbe ve camiden ibarettir. Türbede dört adet sanduka vardır. Bunlar Yunus Emre, Tapduk Emre, Yunus’un oğlu İsmail ve kızına aittir. En dipteki sanduka Hz. Yunus’undur. Türbenin giriş kapısının üstünde 1364 (M 1944-5) tarihiyle birlikte Arap harfli “Ya Hazret-i Sultan Yunus Emre kaddesallahü sırrahü” ibaresi yazılıdır.
Cami, eski ismi Sinle olan Kirişçi Mahallesi’ndedir. Caminin tarihî belgelerdeki adı Kirişçi Baba’dır. Bu isim, Yunus Emre’nin mesleği olan kirişçiliğe istinaden verilmiştir. Cami, Karamanoğulları döneminde inşa edilmiştir (1349). Ancak Yunus’un hayatta olduğu yıllarda yapılmış olması da kuvvetle muhtemeldir. Cami alanındaki hazirede 40 civarında mezar yer almaktadır.
Osmanlı kaynaklarında “Kirişçi Baba Zaviyesi, Yunus Emre Zaviyesi” gibi adlarla anılan Yunus Emre Tekkesi, bazı dönemleri araştırılmaya muhtaç olmakla birlikte 1922 yılına kadar yazılı olarak takip edilebilen bir özelliğe sahiptir. Hacı Bekir Efendi’ye (1904-1922) kadar bu mekânda asırlarca Halvetî usulünce zikir icra edilmiştir. Tekkenin Yunus Emre soyundan gelen son şeyhi, 1904’te vefat eden Sun’ullah Efendi’dir. Ahmet Talat Duru (1931-2017) Sun’ullah Efendi’nin en büyük torunudur. Yunus Emre Divanı’nın en eski nüshası olan Karaman Nüshası, bu tekkede asırlarca okunmuştur. Cami, tekke, türbe gibi mekânların yanında adına divan bulunan tek şehir Karaman’dır.
Eserleri: Risâletü’n-Nushiyye ve Divan
Risâletü’n-Nushiyye, Yunus’un iki eserinden biri olup mesnevi türündedir. Eser, dinî-tasavvufi nitelikli bir öğüt kitabıdır. Risale, Divan kadar ilgi görmese de halk tarafından daima sevilerek okunmuştur. Metin baştan sona nefis terbiyesinin gerekliliğini ve yollarını anlatır.
Yunus Emre’nin hayatını ve dünya görüşünü bütün yönleriyle yansıtan en önemli eseri Divan’dır. O, sanat gayesi gütmediği için divan tertip etmemiştir.Şiirler, birtakım sözlü kaynak ve mecmualardan toplanmıştır. Bu yüzden okununca “Yunus havası” sezilen, Yunus mahlası geçen fakat ona ait olmayan birçok şiir Bizim Yunus’a mâl edilmiştir. Bu gönül erine duyulan sevgi nedeniyle Yunus’tan sonraki dönemlerde Yunus Emre adını takınan şairler bile olmuş, bunların dinî tasavvufi şiirleri Yunus’a yakıştırılarak tertip edilen divanlara dâhil edilmiştir. Kontrolsüz derlemeler ve müstensih ilaveleri sonucunda başka ozanlara ait şiirlerin karıştığı geniş bir Yunus Emre Külliyatı meydana gelmiştir.
Nüshaları
Çok sayıda nüshası bulunan Divan’ın öne çıkan nüshaları şunlardır: Karaman, Fatih, Raif Yelkenci, Yahya Efendi, Ritter, Nuruosmaniye, Bursa, Hacı Bektaş, Çorum, Viyana, Mustafa Canpolat. Yunus mahlaslı şiirlere bazı mecmua ve cönklerde de rastlanır.
Karaman Nüshası: Millî Kütüphane, Mikrofilm Arşivi, A-4764.
Müstensihi ve istinsah tarihi belli değildir. İstinsah tarihi konusunda büyük ihtilaf vardır. Fuat Köprülü ve Amil Çelebioğlu bu nüshayı 14. asır metni olarak gösterirler. Şehabeddin Tekindağ, bunun en eski divanlardan biri olduğunu belirtir. Yazmayı gördüğünü söyleyen Cahit Öztelli de aynı düşüncededir. Nüshayı dil yönüyle inceleyen ilk araştırmacı olan İdris Nebi Uysal, eserdeki dil icrasından bunun 14. yüzyılın sonlarında veya 15. yüzyılın ilk yarısında yazılmış olabileceği sonucuna ulaşmıştır. Nüshadaki paleografik özellikler de onun 14. yüzyılda yazılmış olabileceği düşündürmektedir.
210 varaktan ibaret bu nüsha, harekeli nesihle yazılmıştır. Ciltsiz ve tezhipsizdir. Nüsha, Arapça bir ibareyle başlamış, burada eldeki eserin Yunus Emre’ye ait olduğu dile getirilmiştir. Tanıtım ve dua bölümü yalnızca Karaman nüshasında vardır. Divan’ın girişinde risale yer alır. Ardındanfi’s-seyri ve’s-sülûk başlığıyla ilahilere geçilmiştir.
Yukarıda hayat hikâyesinden, eserlerinden kısa bilgiler verdiğimiz Yunus Emre, medeniyetimizin örnek ve öncü şahsiyetlerinden biridir. Onu bihakkın anlamak, ilahilerini söylemekle değil hece hece, kelime kelime okumakla mümkün olacaktır. Himmeti yüce olsun.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum