Maske Düştü
Gazeteci Hasan Erkin Özen'in kaleminden;
Geçtiğimiz yazıda bir tipten bahsetmiştim. Dernek başkanı olup, aynı zamanda sosyal medya hesabı açan, bir de site kurup kendini ulvi gazeteci görenlerden. Tek kişide çok maharet: Bir yandan börek satıyor, bir yandan şehri kurtarmaya çalışıyor, bir yandan da karanlık hesaplardan insanların itibarıyla oynuyor.
Bugün ise yerel seçimler öncesinde bir Instagram hesabı üzerinden öğrendiklerimi sizinle paylaşacağım.
Dönemin yüksek rütbeli bir güvenlik görevlisi, maskeyi düşürmüş. Kim olduğunu öğrendik. Seçim öncesi gittik, uyardık. Yayınları kesti demişti. Ama o zaman cezalandırılmama duygusu bu insanı daha da hoyrat yapmış. Başka hesaplar üzerinden, kendi kimliğiyle yazamadıklarını yazmış. Ama yapılan çalışmalar sonucu maske düştü.
Cezalandırılmama duygusu
Bir insanı en çok ne bozar biliyor musunuz?
Cezalandırılmama duygusu.
Bir yanlış yaparsın. Kimse sana hesap sormaz. Bir iftira atarsın. Kimse karşına çıkmaz. Birinin itibarıyla oynarsın. Kimse “dur” demez.
Sonra ne olur?
Kendini dokunulmaz sanırsın. Kendini haklı sanırsın. Kendini “ben yapıyorum da bir şey olmuyor” diye düşünmeye başlarsın.
İşte o noktadan sonra daha da hoyratlaşırsın. Daha da pervasızlaşırsın. Daha da cesaretlenirsin.
Çünkü sana “dur” diyen olmamıştır.
Ama şunu unutma: Bir gün o “dur” diyen çıkar.
Maskenin altındaki kim?
Bir sosyal medya hesabı düşünün. Kimin yönettiği belli değil. Kimin yazdığı belli değil. Ama sürekli birileri hakkında yazıyor. Sürekli birilerini hedef gösteriyor. Sürekli birilerinin itibarıyla oynuyor.
Peki bu hesabın arkasında kim var?
Bazen bir dernek başkanı. Bazen bir börekçi. Bazen kendini medyacı sanan biri. Bazen de “gazeteciyim” diyen ama gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan biri.
Hepsinin ortak özelliği şu: Kendi adıyla yazamaz.
Çünkü kendi adıyla yazsa, karşısına biri çıkar. “Sen ne diyorsun?” der. “Belgen var mı?” der. “İspatın var mı?” der.
Ama karanlık hesaptan yazınca, kimse karşısına çıkmaz. Kimse hesap sormaz. Kimse “sen kimsin?” demez.
İşte o yüzden karanlık hesapları severler. İşte o yüzden sahte profilleri severler. İşte o yüzden “bir arkadaşım söyledi” derler.
Çünkü arkasına saklanacak bir karanlık ararlar.
Birini yıpratmak istersin. Birini gözden düşürmek istersin. Birinin itibarını zedelemek istersin. Karanlık bir hesap açarsın. Bir iftira atarsın. Sonra da “ben duydum” dersin.
Peki sonra ne olur?
O iftira, o insanın peşini bırakmaz. O insan, aylarca kendini savunmaya çalışır. Ailesi, çocuğu, eşi, dostu o iftirayı duyar. İşi, aşı, ekmeği zarar görür.
Ama iftirayı atan?
O, başka bir hesap açar. Başka bir iftira atar. Başka birinin itibarıyla oynar.
Çünkü cezalandırılmamıştır.
Peki ne değişti?
Bugün maske düştü.
Kim olduğu ortaya çıktı. Kimin yazdığı, kimin yönettiği, kimin kışkırttığı ortaya çıktı.
Dönemin yüksek rütbeli bir güvenlik görevlisi uyarmış. Yayınları kesmiş. Ama cezalandırılmama duygusu onu daha da hoyrat yapmış.
Şimdi ise yapılan çalışmalar sonucu maske düştü.
Peki bundan sonra ne olacak?
Bunu zaman gösterecek. Ama şunu biliyorum: Bir şehri kurtaracak olan şey, o şehirde yaşayan insanların onurudur.
Onurunu kaybetmeyen bir şehir, hiçbir iftiraya, hiçbir algı operasyonuna, hiçbir gürültüye teslim olmaz.
Ama onurunu kaybeden bir şehir, en büyük gürültüyü yapanın oyuncağı olur.
Karaman, onurunu kaybetmemiş bir şehirdir. Kaybetmeyecektir.
Yeter ki susmayın.
Yeter ki “sen kimsin?” sorusuna, “ben bu şehrin bir ferdiyim” cevabını verebilecek insanlar çıksın.
Yeter ki gürültü yapana değil, iş yapana bakın.
Son söz
Bir şehirde iftira atan, karanlık hesap açan, kendini gizleyen biri varsa, o şehirde huzur olmaz.
Ama o şehirde susmayan, hesap soran, “dur” diyen insanlar varsa, o şehir hiçbir zaman teslim olmaz.
Karaman, teslim olmayacak.
Çünkü Karaman, onurunu kaybetmemiş bir şehirdir.
Bu kadar basit.