Bir şehir düşünün. Karaman gibi. Küçük, insanların birbirini tanıdığı, birinin öbürünün çocuğunu bildiği, mahalle baskısının resmi kurumlardan daha hızlı çalıştığı bir şehir.Böyle şehirlerde iki tür insan vardır.Birincisi; işini yapar, ekmeğini kazanır, akşam evine gider. İkincisi; işini yapmaz, ama herkesin işine karışır.İkinci gruptakiler genelde ne yapar biliyor musunuz?Bir dernek kurar. Adı çok ulvi olur. “Tanıtım”, “kalkınma”, “birlik”, “beraberlik” gibi kelimeler vardır içinde. Amacı şehre hizmet gibi görünür. Sonra bakar ki dernek başkanlığı yetmiyor, bir de sosyal medya hesabı açar. Orada yönetmenlik taslar. Sonra bakar ki o da yetmiyor, kendini medyacı ilan eder.Hepsinin ortak özelliği şudur: Hiçbiri aslında o işi yapmaz.Ama hepsi o işin en büyük temsilcisi olduğunu iddia eder.Şimdi burada bir parantez açayım. Bu ülkede dernek kurmak, sosyal medya hesabı açmak, köşe yazmak suç değil. Herkesin en doğal hakkı. Ben de yazıyorum, sen de yazıyorsun, o da yazıyor. Sorun yazmakta değil.Sorun şurada: Yazmakla iftira atmak arasındaki farkı bilmemekte.Bir şehirde bir kavga çıkar. İki grup tartışır, mahkemeye gider, adliye koridorlarında insanlar yıpranır. Peki bu olayların arkasında kim var diye sorduğunuzda, karşınıza hep aynı tip çıkar. Bazen bir dernek başkanı, bazen karanlık bir hesabın yöneticisi, bazen kendini medyacı sanan biri.Ama dikkat edin. Hiçbiri ortaya çıkıp “Ben yaptım” demez.Çünkü bu işin kuralı budur. Sen kışkırtırsın, başkası kavga eder. Sen yazarsın, başkası yıpranır. Sen alkışlarsın, başkası bedel öder.Ve en acısı ne biliyor musunuz?Bu insanlar bunu “şehir için” yaptıklarını söyler.Şehir için iftira atan, şehir için insanları birbirine düşüren, şehir için adliye kapılarında insanların itibarını yakan bir anlayış…Yok öyle bir şey.Şehir için yapılan iş, şehirdeki insanı harcamaz.Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Bir şehirde gerçekten faydalı olmak isteyen insanın ölçüsü bellidir: Ortaya somut bir iş koyar. Bir tesis, bir proje, bir istihdam, bir okul, bir burs. Bunu yaparken de kimseyi hedef göstermez. Çünkü iş yapan insanın enerjisi başkasını yıkmaya yetmez.Yıkmakla meşgul olanın da zaten iş yapmaya vakti kalmaz.Şimdi soruyorum size:Bir şehirde aynı isim sürekli olayların ortasında çıkıyorsa, bu tesadüf müdür?Bir adam hem dernek kurup şehri tanıtacağım diyor, hem adliye köşelerinde insanların itibarıyla oynuyorsa, bu tutarlılık mıdır?Bir yanda “Karaman’ı tanıtacağım” diyecek, öbür yanda Karaman’ın insanına çamur atacaksın. Peki tanıtacağın şehir kimin şehri? İçindeki insanları harcayarak mı tanıtacaksın?Bunun adı tanıtım değil.Bunun adı kendini tanıtım.Ve şunu da unutmayın. Sosyal medyada bir hesap açıp, karanlık köşelerden insanlara iftira atmak cesaret değildir. Cesaret, çıkıp kendi adınla, kendi yüzünle, kendi imzanla konuşmaktır.Kim olduğunu bilmediğin birinin, kim olduğunu bilmediği insanlar hakkında yazdıklarının adı da gazetecilik değil, korkaklıktır.Şehirler insanların itibarı üzerinden siyaset yapılacak yerler değildir. Karaman da değildir.Bir şehre en büyük kötülük, o şehirde iş yapanı değil, o şehirde gürültü yapanı meşhur etmektir. Bizim memlekette maalesef bu yapılıyor.Börekçilik mi, medyacılık mı, dernekçilik mi?Hangisini seçerse seçsin, fark etmez.Yaptığın işin hakkını verirsen adam olursun. Vermezsen, hangi unvanı takarsan tak, aynı yerde kalırsın.Bu kadar basit.
Gündem
Yayınlanma: 23 Eylül 2026 - 12:31
DERNEK BAŞKANLIĞINDAN KARANLIK HESAPLARA: AYNI İSİM, AYNI SENARYO
Gazeteci Hasan Erkin Özen'in kaleminden;
Gündem
23 Eylül 2026 - 12:31










