Reklam
Reklam

KARAMANOĞLU MEHMET BEY'İN TÜRKÇE DUYARLILIĞI VE ÖNEMİ

Araştırmacı Yazar Osman ÜLKÜMEN’in Kaleminden "KARAMANOĞLU MEHMET BEY’İN TÜRKÇE DUYARLILIĞI VE ÖNEMİ"

KARAMANOĞLU MEHMET BEY'İN TÜRKÇE DUYARLILIĞI VE ÖNEMİ
16 Temmuz 2021 - 13:29 - Güncelleme: 16 Temmuz 2021 - 13:31
Tarihin bize öğrettiğine bakınca Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe Fermanı ve Türkçe duyarlılığının günümüzde bile katkıları olduğunu görüyoruz. Yine tarih bize dilini kaybeden milletlerin hızla asimile olduğunu benliğini, milliyetini ve zamanla kültürünü unutarak tarih sahnesinden silindiğini de gösteriyor. Millet olmamızın sebebi olan Türkçe ’ye sahip çıkmak ve koruyup geliştirmek görevimiz olmalıdır. Bu bağlamda diğer Türk Devlet ve özerk devletlerle iletişimin yolu da ortak alfabeden geçiyor. Bu birliktelikte sağlanmak üzere. 1920’li yıllarda başarısız olan bu girişim bugün filizlendi ve başarılı oldu. Ortak alfabenin ne kadar önemli olduğunu gittiğim Türk Cumhuriyetlerinde tanıklık ettim.
    Türklerin ilk vatanları Orta Asya olmuştur. Bu toprakları önce Hunlar ve Göktürkler sonra da Oğuzlar yurt tutmuştur. Türkmenler ise Maveraünnehir de kurulan Selçuklu İmparatorluğu'nun daima uç bölgelerine gönderilmiştir. Moğolların da baskısıyla İran, Irak, Suriye ve Doğu Anadolu'ya göçler olmuş, buralardan iç bölgelere doğru ilerlemiştir. Türklerin Anadolu’ya gelişi, daha önce olmasına karşın, Malazgirt zaferiyle Anadolu'nun ve batının kapıları bu millete açılmış tapusu alınmıştır. Oğuz boyları akın akın Anadolu’ya göç ederek Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuşlardır.  Bu devletin başkenti de Konya olmuştur.

Karamanoğulları ise XII. yüzyılda Aral gölü doğusundakiMaveraünnehir bölgesinde yaşamaktadır. Bu yüzyılın ortalarında doğudan gelen Moğol baskısıkarşısında anayurtlarını terk ederek batıya doğru göç etmeye başlamış, ilk önce Azerbaycanve Şirvan yörelerine bir süre yerleşmiş ve daha sonra burada aşiretin bir kısmını bırakarakbatıya doğru yollarına devam etmişlerdir. Doğu Anadolu bölgesinden Sivas’a gelen Karaman aşiretinin Anadolu'ya geçen büyük kısmı, I. Alâeddin Keykubad tarafından 1228'de Karaman’ın kuzeyi, Mut ve Ermenek civarına on bin çadır olarakyerleştirilmiştir.

Karaman ve civarı, o dönemde nüfus olarak Anadolu’nun en kalabalık yöresi hâline gelmiştir. Anadolu’da Karamanoğlu Beyliği kurulduktan sonra, yöre tam bir Türkmen bölgesi olmuştur. Yıllarca süren bu yolculuklar sırasında; bozkır ve çadır kültürü ile yoğrulmuş olan Türkmenler değişik kültürlerle karşılaşmalarına rağmen, gittikleri her yere Türkçesinden ve kültüründen izler bırakmıştır.  
    
Birçok Türk boyunun birliği ile kurulan Anadolu Selçuklu Devleti zamanla gözleri kamaştıracak zenginliğe ve medeniyete ulaşmıştır. Bu güç, pek çok devletin kıskançlığına yol açmıştır. Bu zenginlikle rehavete düşmüşler, Türk boylarının başa geçirdikleri Selçuklu sultanları kültürlerinden uzak olmaya başlamışlardır. Selçuklular, Moğollarla yaptıkları Kösedağ Savaşı’nı (1243) kaybederek Moğolların boyunduruğu altına girmişlerdir. Selçukluların yenilmesi ile oluşan boşlukta Beylik adı altında küçük devletçikler kurulmaya başlanmıştır. Karaman Beyliği, Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflayıp yıkılmasından sonra kurulan Türk beyliklerinin en uzun ömürlülerinden biridir. Bu Türkmenlerin başında Sâdeddin oğlu Nûre Sofî bulunmaktadır. Asıl adı Nureddin olan Nûre Sofî burada da Türkmenler üzerinde söz sahibi olmuş, gelen Türkmen boylarını birleştirmiş ve kaynaştırmıştır. Beyliğin merkezi Larende (Karaman) olmuş, bir sürede Konya merkez olarak kullanılmıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey ise Karaman Bey’in oğludur. Doğum tarihi kesin olarak belli olmamakla birlikte 1256 olduğu yönünde fikirler vardır. Ölümü1277’dir. Karamanoğlu Mehmet Bey başa geçtiğinde halk Türkçe konuşmaktadır. Selçuklular ise devlet işlerinde Arapçayı, sanat ve edebiyatta Farsçayı kullanmaktadırlar. Devletin emirlerini duyuran fermancıların ne söylediklerini anlamak bile zor olmaktadır. Bu nedenle halk ile devlet yöneticileri arasında birlik bozulmuştur. Selçuklu devleti tüm varlığı ile Moğolların eline geçtiğinde Türkçe tamamen sosyal hayatın dışına itilmiştir. Kendi arasında Türkçe konuşan halk, devletin Arapça ve Farsçayı kullanmasından rahatsızdır. Bu dönemde Aşık Paşa;
        “Türk diline kimseler bakmaz idi.
          Türklere hergiz gönül akmaz idi.
          Türk dahi bilmez idi ol dilleri”
Moğol idaresinin Türk kültürünü silmeye yönelik uygulamaları Türk boyları arasında huzursuzluk yaratmaktadır. Canları pahasına kazandıkları topraklar Moğollar tarafından alınmaktadır. Bu nedenle ülkede dirlik kalmamıştır. Karamanoğulları toprağına, diline ve kültürüne sahip çıkmakta kararlıdır. Mehmet Bey, geleneklerinden ve özünden kopmadan yetiştirilmiştir. Gürbüz, atak, cesur ve zekidir. Cirit oynar, at biner, ok atar, kılıç sallar. Büyük Selçuklu İmparatorluğundan sonra kurulan dört Selçuklu devletinin ömrünün Türkçeyi unutmaları ile orantılı olduğunu görecek kadar da bilgi sahibidir.

Anadolu Selçukluları Türk olmalarına rağmen, devletin her alanında İran hâkimiyetiningörüldüğü ve Türklüğün değerlerinin, unutulmaya yüz tuttuğu, sıkıntıların yaşandığı bir dönemde babası “Mehmet! Artık büyüdün ve yetiştin, benden sonra bu toprakları korumak sana düşer.” diyerek Mehmet Bey’i yüreklendirir. O da “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için mücadele verirsek, birlik olursak diri oluruz, bizi kimse boyunduruğu altına alamaz, kültürümüz, dilimiz devam eder” der. Babası “Doğru söylersin Mehmet, gün bu gündür. Haydi! Dilimiz ve kimliğimiz üzerindeki kara bulutları dağıtmak sana düşer. Bu topraklar Türk yurdudur ve öyle de kalmalıdır. Ama Türkçe konuşmazsak, yazmazsak bu yurt bizim olmaz, elimizden gider. Bizler de benliğimizi kaybederiz.” der. Mehmet babasının ne demek istediğini anlamıştır. Bizi bağlayan, kenetleyen dilimiz ve kültürümüzdür. Babasının isteyip de yapamadığını oğlu yapacaktır.
Mehmet Bey, babasının ölümünden sonra beyliğin başına geçer. Anadolu’daki diğer Türk boylarının da desteğini alarak büyük bir ordu kurar. Mehmet Bey savaşçı Türkmenleri ve yöreyi iyi bilmesini akıllıca kullanmaktadır. Bu ordu ile Selçuklu ve Moğol kuvvetlerini yenilgiye uğratarak Konya’ya girer. Bu arada Selçuklu sultanı Konya’da değildir. Moğolların baskısından ve eziyetinden bıkan halk Mehmet Bey ve ordusunu coşkuyla karşılamıştır.  Halk sevinçlidir ama bir taraftan da endişelidir. Acaba Moğollar yeniden gelip taş üstünde taş bıkmazsa ne olur diye düşünmekten de geri kalmaz. “Acaba sevincimiz kursağımızda kalır mı?” diye düşünmektedirler. Aklı başında ve bilgili olan kişiler ise, “Biz birlik olduktan sonra birliğimizi kimse bozamaz.” diyerek halkın kuşkularını gidermektedir. Kısa zamanda Konya ve çevre iller Karamanoğullarının idaresi altına girer. Çünkü Karamanoğulları, tarihçilere göre ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan savaşçı Türkmenlerdir. 
Bu dönemde Müslüman Türk boylarını birleştirmeye çalışan bir isim daha vardır: Türkmen dervişi Yunus Emre. Türkmenler arasında yaşayan Yunus Emre, arı Türkçe ile halka seslenerek insanları iyiliğe, birliğe davet etmektedir. Aşiretler arasında dolaşarak İslamiyet’i anlatıp, insanlığa, İslam'ın güzelliklerini ve dinimizin insana verdiği değeri öğretmektedir. 

Halkın yöneticisi olmayı isteyen Mehmet Bey bu özelliklerini kullanıp Konya’da halka hitap ederek: “Beylerim! Bu gün Moğol zulmünden bıkıp usanan Anadolu Türkleri için kurtuluş günüdür. Türkmen beylerinin ve savaşçılarının kahramanca mücadelesi ile karanlık günlerden çıktık. Şimdi yeni bir dönem başlıyor. Keykavusun oğlu Siyavuş’u sultan olarak ilan ediyorum. Onu Sultan olarak tanıyorum. Bende veziriniz oluyorum.” 

Mehmet Bey’in Siyavuş’u sultan olarak ilan etmesi Selçuklu halkını hoşnut etmek için düşünülmüş bir taktiktir. Siyavuş halka hitap ederek “Aziz ve kahraman beylerim, bu günden itibaren Anadolu Selçuklu Devleti, Türkmen beylerine açılmıştır. Selçuklu tahtı, bu devleti kuran Türk boylarının olacaktır.” 

Orada bulunan bir ihtiyar Türkmen beyi söz alır: “Devletli Sultanım, Türkmen Beylerim! Türkçemiz bu günlerde çok ihmal edilmiştir. Dilimiz kültür ve edebiyatta Arapça ve Farsçaya boyun eğmiştir. Türkçe devlet hayatımız ve yazı dilimiz olarak kullanılmıyor. Önceliğimiz dilimiz ve kültürümüz olmalıdır.” 

Eskiden beri bu düşünceler içinde olan Mehmet Bey “Devletli Sultanım, Değerli Türkmen Beylerim ve halkım! Her millet kendi dilini söyler, konuşur yazar. Yaşantısını, kültürünü yansıtır. Eğer dili yok sayarsanız o dili konuşan millet yaşayamaz. Milletimiz özellikle dil konusunda ihanete uğramıştır. Halkımız Türkçeye gönül vermiştir. Oğuz kişi Türkçeye yönelmeli, Türkçe konuşmalıdır. Her kavim kendi dilince söylemelidir. Türkçemizi yeniden hak ettiği yere getirmek için gereken her şey yapılmalıdır. Size fermanımdır, buyruğumdur.” diyerek dil meselesine son noktayı koymuştur. 

Ferman tellallar tarafından halka şöyle duyurulur: 
“Karamanoğlu Mehmet Bey artık bizim vezirimizdir. Başkentimizden yabancılar atılacak, Moğol idareciler kovulacak ve kaderimiz Türk Beylerinin elinde olacaktır. Ey ahali, duyan duymayanlara anlatsın, söylesin. Karamanoğlu Mehmet Bey ferman buyurdu ki “Bu günden sonra hiç kimse, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanmayacaktır.”

İşte Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 günü yayınladığı bu fermanla Anadolu’da Türkçeyi resmî dil olarak ilan etmiş, dilimizin korunarak bu günlere ulaşmasını sağlamıştır. Moğol işgalinin önlenmesiyle yeniden öze dönülmüştür. Türkçemiz de hak ettiği değeri yeniden kazanmıştır. Halk şükrederek bu fermanı kutlamış, her yerde Türkçe konuşulmaya, Türkçe yazılmaya başlanmıştır. Birlik, dirlik, özgürlük bu sayede yeniden sağlanmıştır. 

Moğollar için önlerinde tek engel Karamanoğullarıdır. Akdeniz ve Batıya ulaşmak için bu engelin ortadan kalkması gerekmektedir. Moğol hükümdarı Gazan Han’ın şöyle dediği rivayet olunur: “Eğer Türkmenler ve Karamanlılar olmasaydı atlılarım güneşin battığı yere kadar giderlerdi.” Bu söz Karamanoğullarının ve yöredeki Türkmen boylarının Moğolları nasıl sıkıntıya soktuğunun bir delilidir. Bu nedenle Moğollarla sık sık savaşlar yapılmakta, bunların birçoğunda galip gelinmektedir. Çarpışmaların birinde Moğollar, Mehmet Beyi ve iki kardeşini ok atışları ile öldürmüşlerdir. 

Karamanoğlu Mehmet Bey’in idareciliği sırasında Türkçeyi resmi dil ilan etmesi, onun siyasi ve askeri başarılarının yanı sıra kültürel bir zaferdir.  Tarih, milleti yararına hizmet edenleri, cesurca karar alanları kahraman olarak anar ve hiç unutmaz. Mehmet Bey’i de unutmamıştır. Çünkü canı pahasına kimliğimizi ve kültürümüzü korumuştur. Onun için muhteşem Türkler arasında yerini almıştır. 
Bu güne gelince şair Yusuf Yanç’ın dediği gibi “Karamanoğlu Mehmet Bey’i Arıyoruz” sahi göreniniz, duyanınız var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı;

'Bu günden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste,
meydandaTürkçe'den başka dil konuşulmaya' diye,

Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehiri,
Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
…………………
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine içiniz yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?
Mehmet Bey’in dilimizi koruma ve yaşatmaya yönelik çalışmaları bugün aynı önemle devam etmektedir. Aynı dili konuşan birçok devlet ve özerk Cumhuriyet farklı alfabeler kullanmakta idi. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1930’lu yıllarda tüm Türkler neredeyse aynı alfabeye geçmiş ancak Rusya’nın baskısı ile Kiril alfabesi kullanmaya zorlanmıştır. Bu devletlerin bağımsızlığını elde etmeleri ile yeniden Kırgızistan hariç hepsi Latin alfabesine dönmüş, iletişim yeni bir boyut kazanmıştır. Bunlar arasında Gagavuz Özerk Cumhuriyeti ve Kırım Özerk Cumhuriyeti de yer almaktadır.
Bu oldukça önemlidir. Birbirlerinin kitaplarını okuyup anlayacaklar, kültürel, ekonomik ve ticari faaliyetler daha kolay olacaktır. Bunu gittiğim ülkelerde yaşadım ve gördüm.
Değerli okurlar; bizler de üzerimize düşen görevi yaparak Türkçemize sahip çıkalım. Türkçe kelimeler kullanmaya özen gösterelim. Türkçe konuşalım, Türkçe yazalım, Türkçe düşünelim. Karamanoğlu Mehmet Bey’in mirasına sahip çıkalım. Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi “Türkçe giderse Türkiye gider. Vasiyetimdir, dilimizi düzgün kullanın ve koruyun” sözüne uygun davranalım.Atatürk’ün dilimiz hakkında söylediği şu sözü de unutmayalım. “Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. (1929)
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum